YAŞAMDA VAROLUŞ VE YÜCE GÖNÜLLÜ OLMAK

Birkaç yıl önce Sakarya’dan bizlere yazan İclal öğretmenin maili; üzerimize giydiğimiz makam, statü ve sosyal kimliklere ne kadar önem verdiğimizi ve varlık olmak ile insan olmak arasındaki ince çizgiyi bizlere anlatır nitelikteydi.

Bu haftaki pazar sohbetlerinde bu konuyu ele almak istedik. İş kadınları, iş adamları ve aileler ile bu hafta korku kültürünü ve İclal öğretmenin bize gönderdiği mektubu konuştuk.

Bu mektubun tamamını Paylaşacak Çok Şey Var bölümündeki ”Haddini Bil” isimli sohbetimizde izleyebilirsiniz.

Bu sohbeti İclal öğretmenin izniyle bugün sosyalmedya sayfamızda da yayınlandık. Anladık ki ailelerin, halkımızın, toplumun, öğretmenlerin, eğitimcilerin bu konuyla ilgili derin yaraları var. Sizlerden yüzlerce mail, onlarca mektup aldık. Bunlardan biri evli ve iki çocuk annesi bir eğitimci olan Alev hanım’a ait.

Alev Veoğulları:
Şimdi burdan İclal Öğretmenimizin yerinde olsaydım diye başlayan cümleler kurmak çok kolay olur. Ancak kendi adıma ben bilemiyorum. Nasıl bir tepki verirdim, neler yaşanırdı. Bildiğim boyun eğmez, çekinmez ve doğru olduğunu düşündüğüm biçimde davranırdım. Bu kadar keskin olmasa da iş hayatımda buna benzer şeyler ben de yaşadım. Bir keresinde bir ilimizin valisiyle telefonda görüşmem gerekti. Kendisine “Mustafa Bey” diye hitap ettim. Birkaç saat içersinde “Sayın Valim” demem gerektiğine dair uyarı aldım. Ancak demeyeceğimi şayet istiyorlarsa bu işi başkasına verebileceklerini söyledim. Hitap şeklim gerçekten kendiliğinden oluşmuştu, bilmiyordum düşünmemiştim sorun olabileceğini. Başka valilerle konuşurken sorun olmamışti. Ama böyle kompleks sahibi birine de boyun eğmek bana uymadı. İşi benden almadılar ben de “Mustafa Bey” demeye devam ettim. Bir süre sonra gayet keyifli sohbetlerimiz bile oldu turizme dair. Ben iş hayatını, sosyal ya da ekonomik statüleri pek ciddiye almam. Parayı severim ama yaşamak için. Olmadığında da gülecek çok şeyim var benim. Eyvallah en hoşlanmadığım sözlerden biridir ve bende yoktur. Hatırdır gönüldür insanlarla hukukumuzdur önemli olan. Birine saygıda kusur etmiyorsam hatırlandır. İclal Öğretmene gelince size katılıyorum. Öfke ile ilgili söylediklerinize. Ben fazla önemsediğini ve hatta kendisinin ve sizin affınıza sığınarak egosuna yenildiğini bu sebeple öfke kontrolünü yitirdiğini düşünüyorum. Bir de artık herkesin herşeyi bildiği bir ortamdayız. O heyetin oraya laf olsun hava olsun diye gittiği aşikar. Sanırım bunu bile bile kendimi üzmezdim. Ama tekrar diyorum o an yaşanılmadan da bilinmez.  

Uğur Uğural:
Sosyo-duygusal gelişimini tamamlayamamış bazı toplumlarda sosyal rollerin (mevki, makam, statü, kimlik v.b.) etiket değeri yüksek olur Alev hanım. Özellikle böyle toplumlarda kraldan çok kralcı olur. Kralcılar, kralın gözüne girmek uğruna açılan borsada etiket değerleri için yüksek oynar. Bir keresinde, göya anaokulundan – üniversiteye ”eğitim / öğretim” hizmeti veren bir kurumun mütevvelli heyeti makamında böyle bir iletişime şahit olmuştum. Çocuklarımızı güvenli okul diye gönderdiğimiz yerleri idare eden insanların psikolojik durumlarından bi haber yaşıyoruz, ne acı. Böyle bir kurumda eğitim alan çocuk, sizce neyi modeller? Ne dersiniz?

Alev Veoğulları:
Yani güzel değerleri yaşayan ve yaşatan, çocukla iletişimi kuvvetli bir aile içerisinde yaşıyorsa çocuk, o zaman oralarda sivrilir. Sürekli huzursuzluk çıkaran, çıkıntı diye nitelendirilir arkadaşları ve öğretmenleri tarafından. Gerçekten de böyledir çünkü tam sorgulama, öğrenme çağındaki bir çocuğa uygulanan bu tarz baskılar onu huzursuz yapar. Okulda birileriyle sürekli çatışma halinde olur. Ancak ailesinde de aynı sorunlar olan kişiler varsa ve çocuk zaten baskı altında büyüyorsa o zaman kısa vadede hiç sorun çıkarmayan bir çocuk olur. Yalnızca aynı şeyleri bir küçüğüne uygular. Tüm sorunlar ilerde kendisi de anne, baba, amca, teyze vs veya önemli bir mevkide iş sahibi olduğunda başlar. Hiç bir şey olamasa bile daima kendinden aşağıda olduğunu düşündüğü herkesi baskılar. İnsanları daima aşağıdakiler/yukarıdakiler vs biçiminde etiketler. Bulunduğu konuma göre bunu ya herkese gösterir ya da çok iyi gizler. Zaten aslında toplumun büyük çoğunluğu aynı durumda. Bir şekilde çok az kişi bu olumsuzları içinde barındırmıyor. Baba anneyi dövüyor hadi en ılımlı haliyle azarlıyor sözüne kıymet vermiyor, anne çocuklara aynını uyguluyor. Çocuklar kardeş ya da kuzenlere, zamanla sosyal çevresindeki arkadaşlarına uyguluyor. Büyüyor yine karısına uyguluyor, iş hayatında elemanına vs uyguluyor…. bu kısır döngü devam ediyor. Bu arada birileri doğruyu buluyor ve bundan çıkmak için çabalıyor. Ancak yine aynı toplum O kişilerin de kafasını koparıyor ya da koparmaya çalışıyor. Offf Uğur Bey öyle bir haldeyiz ki daha insanlara “hayır” ne demek onu bile öğretmeye çalışıyoruz. Düşünün ki hayır diyenin belki demiş olduğu, belki diyenin evet demiş olduğu, evet diyenin de üstüne atlamış olduğu söylenilerek büyütülen kadın ve erkeklerle yaşıyoruz…

Korku kültürünün içinde hapsolmuş çocuklar; kraldan çok kralcıdır. 

Sanırım içimizdeki özgür çocuklara biraz zaman ayırmamız gerekiyor. Yoksa ileride daha fazlasını verebiliriz.

Uğur Uğural