Yaşamdaki her “sınav”da, bilginin ölçümü – başarı – başarısızlığın yanısıra kişilik ve karakterinde ölçümüyle yaşanan kaygı kavramı; akademisyen bir ailenin kızı olan 13 yaşındaki Berrin’i aramızdan aldı.
Berrin’in intiharı kendine başarılı çocuk tanımı yapan çocukların yaşam tanımında; kişilik düzeyininde ölçüldüğü sınav sonuçlarının bir sonucudur.
Bu sınav sonucunun sorumlusu kim sizce? Aile sistemi mi? Eğitim sistemi mi?
E) Hepsi mi?…
Şuanda, kendi dünyamızda çocuklarımız için biçtiğimiz kalıplar içinde yaşarken ölen kim? Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın…
Bugün; bir anne baba veya öğretmen olarak çoklu kişiliklerimizin içinde:
”geçmişe dönebilseydim, çocuğumla veya öğrencimle farklı bir iletişim geliştirirdim” diyebilen insan, sanırım farkedebilen en büyük güce sahiptir.
Yurdumuzun her köşesinde ölen tüm çocuklarımız için başımız sağolsun.
Bu kritik konu üzerinde sosyal medyada Gülendam öğretmen ile yaptığımız yazışmayı, yorumlarınızı almak üzere sizlerle paylaşmak istedim:
Gülendam Yılmaz:
Eğitim sistemi bence bu acı sonuca neden oldu. Çocuklar çocukluklarını yaşamadan yarış atı misali sınanmak istenirse işte sonuç bu olur. Kimse kimseyi suçlamasın. Ateş düştüğü yeri yakar misali yanan yanıp kavruldu zaten. Üstlerine giderek sorun çözülemez. Her birey kendine özgü hasletlere, yeteneklere sahip. Bu unutulur da herkesten belirli konuda başarı beklenirse, umutsuzluk canlara bedel olabilir.
Uğur Uğural:
Çok kıymeti Gülendam Yılmaz hocam, ne kadar güçlü belirttiniz: ”her birey kendine özgü yeteneklere sahiptir”. Kendine ”başarılı çocuk” tanımı yapan çocukların yaşam tanımını günümüzde sizce hangi sistemler belirliyor hocam? Bu konudaki fikrinizi öğrenmek isterim…
Gülendam Yılmaz:
Tam olarak bir sistem olsa sorun olmaz sanırım. Eğitim düzeyi yüksek olan ülkelerin uyguladığı sistemler çok iyi incelenip bize uygun olan alınmalı. Çocukların zeka düzeyini, ilgi alanlarını, yeteneklerini belirleyen kurumlar var. Öncelikle çocuklar buyönden ele alınıp onlara uygun okullara yönlendirilmelidir. Bir öğrencim vardı. Dersleri zayıf, tavırları itici olduğu için sınıf içinde yalnız kalmanın sıkıntısını yaşıyordu. Branşım olmadığı halde, öğretmen yokluğundan resim dersine girmem istendi. Ben de ressam olan bir velimden bu konuda bana yardımcı olmasını rica ettim. Okul idaresinden gerekli izni aldıktan sonra velimle birlikte derse girdim. Yağlı boya çalışması yaptırdı. Tabii gerekli bilgiyi verip araç ve gereçleri temin ettikten sonra. O başarısız dediğim öğrencim harikalar yarattı. Bir anda sınıfın göz bebeği, aranan öğrencisi oluverdi. Özgüvenini kazanınca diğer dersleri de düzeldi. Eğer yeteneği keşfedilmeseydi belki de harcanıp gidecekti. Demem o ki günümüzde başarı testlerle genellikle ölçülüyor. Birey olarak öğrenci ele alınıp uygun bir metot uygulanmıyor.
Uğur Uğural:
Hocam sanırım şunun farkına varmamız gerekiyor. Ebeveynlik ve öğretmenlik rolü; bildiğimiz-algıladığımız tanımlarıdan çok daha geniş çaplı bir keşif gücü içeriyor. Şimdi ben bu cümleleri, düşüncelerimi size yazıyor-sizinle paylaşıyorum. Eminim ki; tüm bunları aile ve eğitim sistemi içindeki bireylerde farkediyor! Ama…? Koskocaman bir ama…? Belkide ”öğrenen değil bilen toplum” olma çaresizliği içinde; bildiğimizi dahi ”uygulama” sorunu yaşıyoruz böylece…Paylaştığınız hikayenin ve buna benzer milyonlarca hikayenin; ülkemizin en ciddi sorunlarından biri olduğunu düşünüyorum. Emeğinize yüreğinize sağlık. Katıldığınız için çok memnun oldum hocam…
Gülendam Yılmaz:
Sevgili Uğur, ben teşekkür ederim. Sizin gibi iyi yetişmiş nesil. Eksiklerimizi tamamlayarak geleceğe ışık olacak.
Berrin’in intiharı ile sonuçlanan bu olay; utanca boğularak büyümüş ülkemizdeki milyonlarca sağlıksız ana-baba’nın ilk acı kaybı değil. Hüzün veren tarafı ise, son olmayacağını biliyor olmamız.
Uğur Uğural