NEDEN HIZLI YAŞLANIYORUZ

Çoğu insan yaşı bir sayı olarak düşünür.

Örneğin 25, 37 ya da 68 gibi ama yaş aslında kaç doğum günü geçirdiğinizle ilgili değildir daha çok ne kadar enerjiniz kaldığı zihninizin ne kadar berrak çalıştığı ve vücudunuzun ne kadar iyi hareket edip bir şeyler yapabildiği ile ilgilidir. Çoğu insan yaşlanmanın kaçınılmaz olduğunu düşünür; peki o zaman nasıl oluyor da bazı insanlar 80’inde dinç kalırken diğerleri 40 yaşında hastalıklarla boğuşuyor.

Hızlı yaşlanmanın ana nedeni vücudun temel ihtiyaçlarını yeterince karşılayamasıdır ki; bu sadece beslenme, düzenli egzersiz veya yeterli dinlenmeden ibaret değil. Aynı zamanda vücudun ve zihnin her düzeyde yani fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tam anlamıyla kendisini gerçekleştirememesinden de ibaret.

Soru şu: Sizce bu günümüz şartlarında ne derece mümkün olabilir?

Çoğu zaman arabamıza dahi çok daha iyi baktığımızı hatta en ufak bir belirtide bakımlarını hiç atlamadığımızı söylemek hiç yanıltıcı olmaz. Nasıl ki bakımı yapılmayan bir motorun veya aracın zamanla daha hızlı yıpranır, bozulur hale gelmesi gibi insan vücudu da – çağın şartlarına uygun – gerekli bakımı, özeni görmediğinde benzer bir süreç yaşar. İnsan vücudu da benzer bir süreçten geçer, duruşunuz bozulur, enerjiniz düşer, metabolizmanız yavaşlar sonra bozulur, eklemleriniz ağrımaya başlar hatta en kötüsü zihinsel berraklığınız bile azalır, stres toleransınız düşer. Tüm bu yazdıklarım sadece zamanın getirdiği bir yıpranma değil asıl sebep vücudun güçlü ve sağlıklı kalabilmek için ihtiyaç duyduğu temel desteği yeterince alamamasıdır.

Vücudumuz her türlü duruma uyum sağlayabilir ama ‘optimum düzeyde çalışmakla yeterli düzeyde çalışmak’ ve ‘ne kadar süreyle çalıştığı’ arasında bir fark vardır. Ayrıca keşke’siz bir yaşam için; yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki farkı da anlamak çok önemlidir.

Çünkü çoğu insan ‘aman o kadar yaşlanmak istemem’ der. Konu bu değil. İki kişi 90 yaşına kadar yaşayabilir ama biri 40 yaşında hastayken diğeri 90 yaşına kadar çok dinç kalabilir.

Vücudunuz hakkındaki düşüncelerinizi tamamen değiştirmenizi istiyorum. Bir dahaki sefere aynaya baktığınızda kendinize dikkatlice bakın ve gördüğünüz şeyin tam yüzde doksanının geçen yıl orada olmadığını daha da ötesi bambaşka olduğunu fark edin.

Bunun nedeni şudur:

Vücudunuzdaki hücreleri sürekli olarak yenilersiniz hatta bir yıl içinde hücrelerinizin neredeyse tamamını yani yüzde doksanını yenilersiniz. Bağırsak astarımız bile her üç ila beş günde bir tamamen değişir. Her on günde bir yeni tat tomurcuklarınız olur, her ay yeni bir deriniz olur ve her 45 günde bir yeni bir karaciğeriniz olur.

Yani vücudunuz taşa yazılmamıştır bir heykel gibi değildir, sürekli olarak kendini yeniden şekillendirir ama ne kadar iyi yeniden inşa edebileceği sağladığınız parçaların kalitesine ve vücudunuzda yani iç ortamınızda sürdürdüğünüz sinyallere bağlıdır.

Eşsiz vücudunuzun – kendisine özel –  pek çok şeye ihtiyacı var. Ancak bir o kadar da bilgi kirliliği var. İnsan hayatı ile kolayca oynayabilen, organ yetmezliğine, metabolizma bozukluklarına en kötüsü de nörolojik bozukluklara neden olabilecek bilgiler bunlar.

Eşsiz vücudunuzun – kendisine özel –  pek çok şeye ihtiyacı var. Ancak doğru sinyaller olmadan vücudunuz hiçbir şey yapamaz ve vücudunuzu eskiyen parçaları olan bir şey gibi düşünmemelisiniz; aslında vücudumuz eskimeyen bir sistemdir ama onarım o kadar önemlidir ki; bu konuda sayısız başarısız eylem gerçekleştiğinde size mutlaka ağır bedeller ödetir.

İlginç bir örnektir; diyelim ki diziniz ağrıyor. Doktora giderseniz röntgen veya başka bir görüntüleme yaparlar ve sol diziniz iyi durumdayken sağ dizinizin aşındığını görürler. Peki nasıl oluyor da ikisi de hücresel anlamda tam olarak aynı yaştayken sadece sağ diziniz aşınmış durumda? Bunun nedeni aslında iki dizinizde aşınır ama farklı sinyal ortamları vücuttaki farklı sinyal düzenleri nedeniyle birinin onarılmasına izin verirken diğeri onarılmamıştır. İşte hızlandırılmış yaşlanma veya çoğunlukla olduğu gibi dejenerasyon; vücudun parçaları, hücreleri için destek eksikliği olduğunda sizin sağladığınız farklı destek türleri arasında denge eksikliği geliştiğinde ve eksik destek olduğunda ortaya çıkar.

Destek derken bunu sakın vitamin, mineral v.b. olarak algılamayın…

Bunların hepsinden seminerlerimde sıkça bahsediyorum ama çoğu insanın gerçekten anlamadığı büyük bir soru var. Bu soru, vücudun aslında neye ihtiyacı olduğudur. Bu sorunun cevabını hata payı olmadan en doğru şekilde verdiğimiz için Yaşlanmayan Beden Epigenetik Geri Kazanım Programı’na giren danışanlarımız gençlik yıllarındaki sağlıksal verilerine geri dönüyor.

Ben tam bu noktada sağlık üçlüsünden bahsetmeyi çok severim. İnsanlar bazen bir veya iki parçayı doğru anlar ama nadiren üç parçanın ne olduğunu anlarlar ve hepsini aynı anda bir araya getirmezler. İnsan vücudunun belirli gereksinimleri vardır ve gereksinimler dediğimde bunu çok ciddiye almanizi istiyorum çünkü bunlar ‘seçenek değil’ bunların isteğe bağlı olduğunu söylemiyorum! Canınız isterse, fırsat bulursanız bunlardan bazılarını yapmaya çalışın demiyorum. Çünkü bunlar çok ciddi gereksinimlerdir bunlar vücudun sahip olması gereken şeylerdir ve üç kategoriye ayrılırlar:

Kimyasal gereksinimler.

Yapısal gereksinimler.

Duygusal gereksinimler.

Yukarıdaki üçlüyü doğa kanunları gibi algılamamanızı istiyorum vücudunuzda belli başlı doğa kanunlarına tabi olan işleyen yerleşik güçler ve temel prensipler vardır tıpkı yerçekimi kanunu gibi, bu kanunu çiğnemeye veya göz ardı etmeye çalışabilirsiniz ancak size temin ederim ki yerçekimi her zaman galip gelecektir. Ayrıca bu üç faktörün birbiriyle sonsuz versiyonda bağlantılı olduğunu da vurgulamak istiyorum. Birbiriyle örtüşürler hepsi birbirini etkiler aslında vücuttaki her şey diğer her şeyi etkileyebilir.

Tüm sağlık sorunlarının ana nedeni günümüz şartlarında büyük bir hızla yaşlanan hücrelerimiz ve hızla bozulan DNA’mızdır. Her bireyin genetik yapısı eşsiz ve her hastalığın genetik temeli, DNA yapıları kişiye ve aileye özgü olduğunu düşündüğümüzde genetik danışmanlığın ne kadar kritik bir öneme sahip olduğu tartışmasızdır. 

Sağlıklı günler dilerim.

Saygı ve sevgilerimle…

Dr. Uğur Uğural