Sevgili okurlarımız.
Bir hafta sonra Eylül ayı’na girmiş bulunacağız. Düzenli egzersiz, bilimsel beslenme ve fit yaşam adına fizyolojik ve psikolojik açıdan güçlü bir bilinç bizleri bekliyor. Nem oranı az, sıcaklıklar normal seyirde olacak. Eminimki sağlıklı yaşam adına pek çok radikal kararlar alınacak.
Şu bir gerçekki mental anlamda insanların spor ve beslenme adına ciddi adımlar attığı aylar’a girmiş bulunuyoruz. Fit ve atletik yaşamın üç aylarına yani. Sizlerde artık çok iyi biliyorsunuzki sağlıksal hedefler için herşeyden önce dengeli beslenme ve ardındaki ruh hali bu yaşamda büyük artılar sağlıyor. Neyi, ne zaman, ne miktarda, niçin yediğiniz çok önemli.
Boğazınızdan geçecek her lokmanın gramı ve vücudunuza yaptıkları beni yakından ilgilendiriyor. Sizi ruhsal ve bedensel anlamda estetik görünüme kavuşturacak olan bakış açısı budur diye düşünüyorum. O yüzden onlarca köşe yazısını sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Kendi beslenme çantanızı kolayca oluşturmanız ve dışarıda bulunduğunuz süre içerisinde doğru beslenmeniz için. Böylece fit ve atletik yaşam sırrının aslında bilinçli öğün ve beslenmeden geçtiğini bizzat tecrübe etme şansını yakalayacaksınız. Size sunduğum tarifler kendi fit menünüz aslında. Yani gün boyu sizi besleyecek emeklerinizin karşılığını verebilecek menü’ler.
Peki yoğun iş temposu ve koşturmaca içerisinde bir cafe’de öğün yapmak zorunda kalırsak ne yapacağız. Bu haftaki konumuz zorunlu durumlarda dışarıda fit cafe menüsü nasıl oluşturulur, nelere dikkat edilir. Öncelikle şunu belirtmeliyimki güzel ülkemizin gerek yöresel gerekse marjinal boyutta birbirinden leziz menülerle dolu yüzlerce alternatifi mevcut. Bu durumda yapmamız gereken şey bir cafe’de öğün yapmak zorunda kalırsak doğru adımlar atmaktir.
Size tavsiyem oturur oturmaz önce menü’yü istemek yerine kendinize bir double espresso ve soğuk su söyleyin. Buradaki mantık şu. Kafein ve su ghrelin hormonu’nu baskılayıcı rol oynar. Etkisiyle sizin hem yağ yakımınızı tetikler hemde daha az yemenizi sağlar. Ghrelin hormonu açlık hissini artırıyor ve bu nedenle de gıda alımımız artıyor.
Yani durduk yere ihtiyacımızdan fazla yemememize, kalori almamıza ve sonradan pişman olup kendimizi ruhsal anlamda kötü hissetmemize gerek varmı? Bence yok. Bu arada menümüz masaya gelmiş bile. Bir gözatalım bakalım neler var?
Hemen hemen her cafe’de artık diyet menü’ler var ama ben diyorumki illa yağsız tuzsuz haşlanmış besinlerle fit cafe menüsü oluşturmamıza gerek yok. Burada önemli olan bir diğer nokta’da o cafe’ye gelmeden önce ne yaptığımız. Eğer yorucu bir gün geçirdiyseniz size önerim bcaa ve aminoasit yönünden zengin ızgara şeklinde az pişmiş beyaz et türevi bir seçenek olur. Patates kızartması yerine az yağlı püre ise bence harika gider. Bu menü’de diğer seçiminiz kaliteli karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından zengin salata olsun. Özellikle organik zeytin yağı hatta mevcutsa üzüm çekirdeği yağı, nar ekşisi ve limon salatanızın besin değerini bir anda lehinize değiştirir. Dereotu ve tere gibi bitkilerle donatılmış olursa 2-0 öndesiniz demektir. Yemekle beraber limonlu soda ve yemek ardından güzel demlenmiş bir yeşil çay sizi fit cafe menüsü sürecinde rahatlatır ve hazmı kolaylaştırarak yükselecek kan şekeri değerinizi dengeler.
Dengede olan kan şekeri ise size psikolojik açıdan kritik faydalar sağlar.
Belkide küçük önlemler alarak yaşam masasından pişman olmadan kalkmak kadar güzel bir şey yoktur.
Sevgiyle kalın.
Uğur Uğural