Türkiye’de en erken bypass ameliyatı genetik hastalığı olan yedi yaşında bir çocuğa yapılmıştı. Bugün ise ülkemizde genç yaşta kalp krizine bağlı ölümlerde büyük bir artış var. Danışanlarıma hep söylerim: ‘Çocuklarınıza on iki yaşından sonra rutin testler yaptırmayı ve 15 yaşına kadar efor testi, eko kardiyografi, EKG yaptırmayı, damar yaşını ölçtürmeyi sakın ihmal etmeyin.
Ve unutmayın ki; sadece damar yaşının genç olması sizi ‘tek başına’ kalp krizinden koruyan bir faktör değildir. Kolesterolü düşük, tütün ürünleri, alkol kullanmayan, düzenli spor yapan ancak bir anda kalp krizi geçiren ve sonrasında kliniğime başvuran farklı yaş gruplarına ait çok hastam oldu. Neden her şeyi doğru yaptıkları halde kalp krizi geçirdiklerini detayları ile tespit ettim ve yüzde yüz başarı oranı ile birlikte alınacak karşı önlemleri kendilerine açıkladım.
Evet, her ikisine de sahip olabilirsiniz. Damar yaşı görüntülemeleri bunun en net kanıtıdır. Şah damarı duvar kalınlığı 0.9 mm den yüksekse bu damar yaşınızın yaşlı olduğunu gösterir. Eğer plak da varsa çok daha da yaşlısınız demektir. Kliniğimizde yaptığımız tedaviler ile damar yaşını tıbbi kanıtlar eşliğinde 30 yıl geriye hatta bazı hastalarımda daha da geriye döndürebiliyoruz.
Bu neden büyük bir ihtiyaç?
Çünkü Türkiye’de her yıl 20-25.000 doğumsal kalp anomali çocuk doğuyor. Bu çocuklara artık anne karnında dahi tanı koyabiliyoruz ve tedavi edebiliyoruz.
Değerli okurlarım,
Klinik yapacağım günler hariç her sabah gün doğumu öncesi evimin bulunduğu mahalleden 100 metrelik bir yokuşu tırmanarak Maslak İTÜ’ye ana caddeye ve metro istasyonuna çıkıyorum. Ardından 70 dakika yürüme mesafesi olan Levent’deki iş yerime çoğu zaman koşarak en geç 25 dakika içerisinde ulaşıyorum. Bu performansın ana nedeni; genom hedefleme ile oluşturduğum kimlik yaşım ve hücre yaşım arasındaki minimum 30 yıllık farkın – etkin şekilde – DNA onarımına ve yaşantıma kazandırdığı muhteşem biyo avantajlardır. Danışanlarımın çoğu benzer performansa sahip.
Özetle kendime uyguladığım DNA onarımı protokolü ve genom hedefleme protokolünü, bireysel analizlerine uygun olarak danışanlarıma da uyguluyorum. Sonuç: Kalıcı bedensel ve zihinsel çoğalma ile genç hücre oluşumunu tetikleme…
Bugün dikkatinizi çekmek istediğim konu bu süreçteki en aktif, en önemli, en hayati öneme sahip, kaslı yapıda bir organımız olan kalbimiz. Çünkü program dışında olan bireylerde sağlıklı yaşam yolculuğundaki en kritik konu lokomotif niteliğindeki bozulmuş kardiyovasküler sistem ve onu takiben oluşan kalp yetmezliğidir.
Günümüzde kalp yetmezliğinin iskelet kası da dahil olmak üzere birçok periferik doku üzerinde derin etkileri olan sistemik bir hastalık olduğu artık göz ardı edilemez bir gerçek. Kliniğimde yaptığım çalışmalar; iskelet kası fizyolojisi ve fonksiyonundaki bozuklukların kronik sistolik kalp yetmezliği olan hastalarda egzersiz intoleransından büyük ölçüde sorumlu olduğunu ikna edici bir şekilde kanıtlıyor.
Bunun için illaki laboratuvar çalışması yapmama da gerek yok…
Henüz çok genç yaştaki insanların işe giderken ve işten dönerken yaşadıkları egzersiz stresini ve biyokimyasal yorgunluklarını bedenlerini analiz ederek dış muayene ile anlayabiliyorum. Kimde hangi akut hastalık var, kim hangi sürede bu hastalığı kronik olarak deneyimlemiş olacak ve yaşantısı riske girecek tek bakışta söyleyebilirim.
Bu süreçteki en önemli lokomotif yine bozulmuş kardiyovasküler sistem ve onu takiben yine kalp yetmezliğidir. Peki nedenleri, nelerdir? Bu yazı serisinin birinci ve ikinci bölümünde detaylarıyla açıkladım.
Sevdikleriniz ve değer verdiğiniz insanlar için şu hep aklınızda olsun: Kalp yetmezliği, aynı zamanda iskelet kası da dahil olmak üzere birden fazla periferik doku üzerinde derin etkileri olan sistemik bir hastalığı temsil ediyor.
Unutmamalıyız ki; kalp krizi bir “durumun” sonucu, kalp yetmezliği ise kronik bir “hastalığın” sürecidir. Kalp krizi sonrası kalp kası zarar görürse, bu durum ilerleyen dönemde kalp yetmezliğine yol açabilir ve bu sürecin iskelet kası da dahil olmak üzere birden fazla periferik doku ile yoğun bir bağlantısı bulunur.
Ayrıca yaşa bağlı kas kütlesi, kas gücü veya fiziksel fonksiyon kaybı olarak tanımlanan sarkopeni kolaylıkla kırıklara ve eklem hasarına yol açabiliyor. Organ fonksiyonlarını etkileyip kardiyopulmoner yetmezliğe, hatta ölüme bile neden olabiliyor.
Seminerlerimde, eğitimlerimde hep söylerim:
Amerika’da tedavi ettiğim morbit obez hastalarım vardı. Vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üstünde tip 2 diyabet, yüksek tansiyon veya uyku apnesi gibi şikayetleri olan çok sayıda hasta tedavi ettim. Şiddetli şeker hastalığı ve morbit obez hastalar için GLP-1, yani Glukagon benzeri taklit peptid-1 tipi zayıflama iğneleri ilk kez Amerika’da çıkmış olmasına ve bu endikasyonlarda doktor kontrolünde kullanılmasına rağmen hastalarımın tedavilerini zayıflama iğneleri ile değil DNA onarımı ile gerçekleştirdim.
Başta kilo kontrolü, diyabet, fit sağlıklı bir vücut kazanmak uğruna yağ yakımı için kullanılan haplar, zayıflama iğneleri başta kalp üstünde çok ciddi sağlık problemleri ortaya çıkartır. Bu ürünleri kullanan insanların kalp krizinden öldüklerini zaten televizyon haberlerinden sıkça izliyoruz. Bu iğneleri kullanan yakın tanıdıklarımdan beş kişi safra kesesi ameliyatı oldu, bir kişi pankreas iltihabı oldu, bir diğerinde körlük oldu. Vücudunuzun neye ne şekilde tepki vereceğini bilemezsiniz. Sağlık, şansa bırakılacak kadar ucuz değildir. Bu kestirme yollar, bu tip bilim dışı yöntemler tıpkı ponzi tuzağı gibidir. Çünkü vücut bu süreçte enerji için kas dokusu kullanır yani sonun başlangıcı diyebiliriz. Bu tür girişimler sonrası kardiyovasküler sistemi bozulmuş, kasları erimiş, sarkmış bir vücut ve beraberinde getireceği ciddi sağlık problemleri ile ansızın boğuşmak zorunda kalabilirsiniz. Bu yola girecekseniz bile bütün önlemleri – alanının uzmanı bir hekimin kontrolünde – önceden almanız yararınıza olur.
Konu çok uzun bir o kadar da önemli ancak sizleri de tıbbi terimlerle yormak istemiyorum. Bugün siz değerli okuyucularımla iskelet kası israfının kalp yetmezliğinin morbiditesine katkıda bulunan önemli bir patolojiyi temsil ettiğini fark etmiş olduk.
Sağlık, mutluluk ve ‘keşke’siz’ gönlünüzce bir yaşam sizin ve sevdiklerinizin olsun.
Sevgi ve saygılarımla.
Dr. Uğur Uğural