YÜZLEŞME

Merhaba cennet Türkiyemin sağlığı değerli, yüreği güzel, ruhu güzel bilinç dolu yaşam dostları. 

Sahibinin güzel insanlarımız olduğu sağlıklı yaşam köşemiz yurdun dörtbir tarafından yaşam hikayeleriyledolup taşıyor. Öncelikle güzel paylaşımlarınız ve kendinizle olan yüzleşme cesaretinizden dolayı siz değerli dostlara şahsım ve ekibim adına sevgilerimi sunuyorum. İki hafta önce ‘Küçük Adamlar’ başlıklı bir köşe yazmıştık. O yazıyla ilgili e-postalarınız gelmeye devam ediyor.

Bu haftaki konumuz toplumun kanayan en büyük yarası aslında. Toplumu oluşturan, bireyler olduğuna göre merceği ‘insan’ olgusuna çevirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Yetişkin bireyin davranışlarını etkileyen en önemli etkenlerden biri, kişinin çocukluktan getirdiği algılayış, duyuş ve davranış alışkanlıklarıdır.

Koskoca adamlar görüyorum. İş, güç sahibi. Hatta yüzlerce kişiye istihdam sağlıyor. Ama ne yazık ki içi öfkeli çocuk. Elinde otomatik bir silah, tehditkar ama bir o kadar da ürkek bakışlarla tetiğe basıyor. Bilinçaltına doğru ateş ediyor. Daha vahimi, bunu fotoğraflıyor. Yetmiyor. Birde videoya çekiyor. Hani hayatımızı sergilediğimiz şu 15 saniyelik kısa filmler var ya. İşte tam oraya. Algıya giden mesaj şu:

“İiieeeyyyt, yaklaşmayın yakarım ulenn.” Bu adam ileride çocuk yetiştirecek, yeni nesiller yaratacak. Gerisini siz düşünün? Belki şu an yeğenleri hayranlıkla onu rol model alıyor? Bilemezsiniz?

Çocuklar hangi yaşta olursa olsun geçmişin izlerini sürer ve bu izleri geleceğe taşır. Bu duruma; yer değiştirmiş saldırganlık (displaced aggression) diyoruz. Malesef güç, herkese görgü ve bilinç dağıtmıyor. Bir çocuğun çevresinde gördüğü davranışları taklit etmesi, sosyal öğrenmenin temelinde yatar. Özellikle çevresinde o çocuğu alkışlayan şakşakcılar çoksa. Doğru ya da yanlış, bir insanın her yaptığını alkışlamak öncelikle o alkışçının kendi kişiliğinden ödün vermesidir. Bu örnek ise aile içerisinde sıkça rastladığımız bir durumdur. O çocuk hangi statüde olursa olsun, toplum içerisinde hem görgüsüz hem de küstah bir kişilik haline gelir. Diğer insanların hak ve özgürlüklerini, yeri gelir kendi çıkarları doğrultusunda umursamayabilir.

Rabbena hep bana yarabbi şükür. Peki o insan aslen, özünde çok iyi bir karakterdir, ruhu sevgi ve şefkat doludur desem? Size ne kadar gerçekçi geldi bu cümle? Bunu bir düşünün. Bizi; özünde olmadığımız şeye dönüştüren bilişsel güç nedir? Şu bilinçaltımız yok mu? Dertliyim a dostlar dertli. Ah anam, vah anam, garip anam dedirtir insana.

Dikkatinizi şuraya çekmek istiyorum. Aile içerisinde zamansız kayıplar, ait olma – değer verilme – sevgi yoksunluğu yaşanmışsa, korku – şiddet – kıyaslama ve baskı ile yetiştiyse çocuk ve zamansız terk edildiyse; o bilinçaltı karanlık noktalarla yavaş yavaş dolmaya başlar. Tortu tutar. Günler, yıllar boyu gelişir. Boy atar. Serpilir. O karanlık noktalar yok mu? Gerçek birer oyun bozandır. O noktalara dikkat edin ediyorum. Size tavsiyem. Yüzleşin. Çünkü öfke; zamana karşı duran en dayanıklı duygudur.

HAFTANIN BİLİNÇ NOTU
İç dünyamızda keşfetmemiz gereken şey; çağın hastalığı şiddet kültürü. Geçen günlerde bir haber okudum. Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Egemen Aktaş, sağlık çalışanlarına yönelik artan hakaret, şiddet, darp, tehdit olayları hakkında bir açıklama yaptı. Şaşırmadınız değil mi? Buna benzer nice haberler okudunuz, biliyorum. Gazetecilere yapılan saldırılar en meşhurudur. Öfkeyi bir türlü dindiremeyen çocuklar; kim bilir kimin acısını karşısındaki insandan çıkarmaya her an hazır şekilde bekler. İçi yaralı insan söze genelde: “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye başlar.

Şunu üzülerek analiz ediyorumki; trafikte, kuyrukta, sokakta, ilişkilerde, iletişimde kural tanımaz, küstah ve yalnız bir toplum olduk. Kıskançlık, kıyaslama, hor görme, kimlikler diz boyu. Biz ne ara bu hale geldik? Eskilerine ilave yeni sorunlar yarattık her geçen gün kendimize. Böylesine bir ortamda kendimizi ancak bilinç ve farkındalık ile izole edebiliriz. Kendi yolumuzu seçmeye, rotamızı planlamaya, sarı ışıkta korna basmadan, içten içe patlamadan, sağlıklı yaşamaya muktedir miyiz? Yoksa -sonuçta yaşam dümenini idare eden içimizde başka bir şey mi var?

Uğur Uğural