SON DÖNEMEÇ

Merhaba cennet Türkiyemin sağlığı değerli, yüreği güzel, ruhu güzel bilinç dolu yaşam dostları.

Geride bıraktığımız Pazar günü yayınlanan köşe yazımız ‘İri parçalar’ siz değerli okurlardan rekor sayıda mail aldı, teşekkür ederiz. Galiba toplumsal bir yaraya parmak bastık. Mektuplarınızdan bunu farkettik. Hissettiğimiz ama anlam veremediğimiz duyguları keşfetmenin coşkusu, hüzünle karışık dahi olsa, güzel yorumlarınıza ve paylaşımlarınıza yansıdı. Şimdi dikkatleri tekrar çocuklarımıza çevirmek istiyorum.

Geleceğimizin teminatı, güzel ülkemizin güvencesi çocuklarımız için yarın kritik bir haftaya adım atıyoruz. LYS’de son dönemeç olan bu evre, yaşam başarısı açısından elbette hedefler barındırıyor. Hem veliler, hem eğitimciler hem de öğrenciler bu evreye büyük anlamlar yüklüyor. Her ne kadar içim acıyarak sizlerle paylaşmam gerekse de yazmaya elim varmıyor; malesef karşı karşıya olduğum LYS tablosu, süreç odaklı bilinçten değil sonuç odaklı kaygılardan, beklentilerden ve anlamlardan oluşuyor.

Birkaç gün kadar önce kıymetli bir rehber öğretmenimiz beni arayarak bir konu danışmak istedi. Sesi umutsuz ve çaresizdi. Çocuklarımızın genel durumu hakkında sohbet gerçekleştirdik. Rehber öğretmenimiz, öğrenci velilerini davet ederek kısa süre önce onlarla görüşme yapmış. Çocuklar üzerindeki beklenti ve baskının son haftalarda korkuya dönüştüğünü eğitim başarısında onları olumsuz etkilediğini anlatmış ve tavsiyelerde bulunmuş. Bazı velilerimiz bu durum karşısında tepki göstererek:

“Hocam, biz çocuklarımızı bu şekilde yetiştiriyoruz. Madem size şikayete gelmişler buyrun o zaman siz bildiğiniz gibi yapın ama bu çocuklar sınavda başarısız olursa; sorumlusu siz olursunuz. Hesabı sizden sorarız” demiş.

HAFTANIN BİLİNÇ NOTU

Güzel ülkemin dört bir yanından bu satırları okuyarak her hafta bizlere mail gönderen ve hayatı paylaşan çok kıymetli okurlarımıza, değerli anne babalara seslenmek istiyorum.

Belki de şuan “ne var bunda, biz çocuğumuz başarılı olsun diye uğraşıyoruz, kimin için gayret ediyoruz?” şeklinde bir anlam dünyasında algılamalara ve sorgulamaya gideceksiniz. Kendinizce haklısınız. Ancak bilimsel açıdan haklı değilsiniz.

Çocuk eğitiminde hasas dengeler ve çok kritik davranış modelleri mevcut. Hepimizin beyninde yaklaşık 13 milyar kadar sinir hücresi var. Yani geçen yılın YGS ve LYS şampiyonlarında da aynı miktar mevcuttu. Sizin çocuğunuz da aynı başarı potansiyeline hatta daha fazlasına sahip.

Bu cümlelerin, artık bayatlayan klasik motivasyon koşullamaları ile alakası yok. Sık tekrar ediyorum onunda farkındayım. Ancak bu cümlelerin bilim ve gerçek ile alakası olduğunu artık bir noktada kabul etmemiz gerekiyor. Sanırım her insan gibi bende bu kaygıyı taşıyorum annebabalar ve öğretmenler için. Peki bireye ve onun yaradılışından kaynaklanan muhteşem potansiyele biraz saygı duymamız gerekmiyor mu?

“Saygı duyacağız da ne yapacağız?” sorusunun cevabını daha önceki köşe yazılarımızda sizlerle paylaşmıştık. Anne baba olarak farkına varmamız gereken, kendi sorumluluklarımızdan kaçmadan önceden öğrendiklerimizle değil; yaşam boyu bilincimizi geliştirerek çocuk yetiştirebilmemizdir. Bu yol kestirme sokaklar ve ezber kalıplar içermez. Farkındalık, kültür, bilgi ve bilgelik gerektirir. Öğrenmeli ve yaşam boyu gelişim içinde olmalıyız.

”Benim bildiğim bana yeter” kalıpları; zihinlerimiz için sadece birer afyondur. Sorumluluğu sırtlanmak; sadece o çocuğun yemeğini önüne koymak okula göndermek cebine harçlık koymak anlamına gelmiyor. Çünkü karşınızda nörolojik olarak başarı için yaratılmış kusursuz bir varlık duruyor. Niyet edip o varlığı görebilmektir önemli olan. Eğer aile içerisinde karşılıklı saygı ve sevgi bilinci varsa yaşam başarısı var demektir.

Çocuğunuzu; her şeyden önce kendisine saygılı, niyeti açık ve özbilincine sahip şekilde yetiştirebiliyormusunuz?

Cevabınız ‘evet’ ise merak etmeyin. Çocuğunuz bu durumda; ne kendini istismar eder ne de sizi.

Uğur Uğural