Merhaba cennet Türkiyemin sağlığı değerli, yüreği güzel, ruhu güzel bilinç dolu yaşam dostları.
Geçen hafta tüm hazır gıdalarda bulunan trans yağların ve renkli gazlı içeceklerin; vücutta oksidadif strese yol açtığını ve bu ürünleri yoğun tüketen çocuklarımızın diyabet, kanser hatta nörolojik hastalıklar gibi çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu yazmıştık. Haberin yayınlandığı gün sosyal medya kanallarından 500’e yakın mail aldık.
Gelen maillerden biri ilgimi çekti.
Bu mail hem sosyal medya hesabıma hem de web sitemdeki adresime gönderilmişti. Mailin geldiği adresi ve sahiplerini detaylıca araştırdım ve bir sonuca ulaştım. Her vatandaşımız gibi ülkemizin mevcut sosyal, siyasal gündemi konusunda oldukça hassas ve Defne adında çok tatlı küçük kızları olan bir annebaba bize aynen şöyle yazmış:
“Reklam yapmaa. Ben seni ve sizin gibi basitleri burada görmemek için ne yapmam lazım.”
Bu satırları yazan Defne’nin babası bildiğimize göre lise mezunu. Annesi Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’nde okumuş. Demek oluyorki adab-ı muaşeret; sadece eğitimle değil yaşamla öğrenilen bir değer. Olgunluk çağında bilmediğimiz değerleri çocuklarımıza nasıl aktarırız? O halde eğilip büzülmeye gerek yok. Şimdi gerçekleri konuşalım:
HAFTANIN BİLİNÇ NOTU
Oksidatif stres; tıbbi açıdan en çok dikkat edilmesi gereken ciddi bir tehdittir. En başta çocuklarımızı ölüme taşıyan kapıyı sinsice aralayan bu süreç hassas ve örtülü şekilde ilerleyen medikal bir durumdur.
Geçen hafta bu ”bilimsel içerikli” haberi okuyan ancak; sırf fenomen dünyasında sponsorlu yayın algısının oluştuğu bir mecrada yayınlandığı üzere; bizlere ‘basit’ diyen anne baba ve küçük kızları Defne için duyduğum derin üzüntüyü tahmin edemezsiniz.
Bugün modern bilim; en ağır psikolojik hastalıklardan biri olan şizofreniyi anne karnında önlemek için bebeklerin DISC-1 genlerini araştırıyor.
Biz ise aynı topraklarda yaşayan bir millet olarak; kendimizi nasıl ‘ötekileştiriyor’ ve hangi psikolojik algı içinde yaşatılıyoruz? Nelerle uğraşıyoruz? Bu tehlikeli ve güçlü bir oyun. Hangi ara böylesine derin bir uykuya daldık?
Artık uyanalım.
Yazık.
Uğur Uğural