BİR ANNENİN İSYANI

Kısa bir süre önce iki çocuklu genç bir anne ile yazıştım. İlk mektubu şöyleydi:

Geçenlerde konuşma yaptığınız üniversitede eşimle birlikte sizi dinleyenler arasındaydık. Son bir yılda yaşadıklarımızı sorgulayan ve anlam veremediğimiz bir ruh haliyle (öfke, acı, hüzün, umut ve sonunda kabulleniş) sizi dinledik. 

Keşke sizinle yollarımız çok daha önce kesişseydi. Bir anne olarak yaptıklarımdan değil yapamadıklarımdan, farkedemediklerimden öylesine pişmanım ki, bunu eşime ve bana bizim için çok geç olsa da siz fark ettirdiniz. Eminim ki çok daha önce karşılaşsaydık şuan her iki çocuğumuzda hastane köşelerinde yaşam mücadelesi vermek yerine yaşıtları gibi sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam ediyor olacaklardı.

Anababa olarak çocuklarımızın sağlığı adına panik içerisinde verdiğimiz kararlar hayatımızı kararttı.

Anlattıklarınızdan sonra, zamanı geriye alıp çocuklarımızın sağlıklı ve keşkelerimizin olmadığı o mutlu günlerimize dönebilmeyi çok isterdim. Büyük, çok büyük bir pişmanlık duyuyorum. Bir aile için evladlarının sağlığı her şeyden önce gelirken, nasıl oluyor da anababa olarak çocuklarımızı kendi elimiz ile uçuruma sürüklediğimizi göremez hale gelebiliyoruz? Ölümü bu kadar yakından hissetmişken bu duygusal baskı nasıl açıklanır?

Saygılarımla.

Bu mektubu okuduktan sonra aileye ulaştım. Tek yumurta ikizi (monozigotik) çocuklarının endokrin ve metabolik bozukluklar yaşaması üzerine defalarca doktora gittiklerini ancak durumun daha da kötüleşmesi üzerine çaresizlik ile sosyal medya üzerinden ‘’kesin çözüm vaadiyle’’ takviye danışmanlığı aldıklarını ve neticesinde şuan çocuklarının ölüm ile pençeleşir hale geldiklerini öğrendim.

İçimi büyük bir hüzün kapladı. Hangi anababa çocuğunun kötülüğünü ister?

Çocukların dosyalarını inceledim ve tehlikeli düzeyde yükselmiş, hacmi büyümüş vücut yağlarının aslında çok daha büyük ve oldukça karmaşık bir klinik problemin işareti olduğunu farkettim.

Monozigot ikizler benzer bir genetik kimliğe sahiptir. Endokrin ve metabolik bozukluklar ikizler de dahil olmak üzere nüfusun büyük bir bölümünü etkiler. Diyabet, obezite ve otoimmün tiroid hastalığı genel uygulamada en sık görülen endokrin bozukluklarıdır.

Asistanlarımdan sosyal medyadaki en popüler 100 videoyu analiz edip ‘’tehlikeli düzeyde yükselmiş vücut yağları nasıl eritilir’’ diye aratma yapmalarını istedim. Bu videolar toplamda 1.5 milyar izlenmeye sahip. Bu videoların %97 ise günde sadece birkaç takviye alıp (tanınmış kurumların sahte onayı ile) biraz egzersiz yaparak özellikle tehlikeli düzeyde yükselmiş vücut yağlarının sadece yedi günde eritilebileceğini ve buradan çıkarım yaparak fit, uzun, sağlıklı bir yaşam’a kavuşulacağını vaad ediyor. 

Şimdi sorun şu, yalan söylüyorlar.

Kötü insanlar olduklarından değil diye düşünmek istiyorum ancak sadece tehlikeli düzeyde yükselmiş vücut yağlarının ve ardı ardına gelen çok ciddi hastalıkların bozuk bir metabolizmanın belirtisi olduğunu anlamıyorlar. Gerçek şu ki; takviye kullanarak, az yiyerek, kalori hesabı yaparak, detoks kamplarına katılarak, yağ aldırarak, zayıflama iğneleri kullanarak ve çok daha tehlikeli kestirme yollara saparak bir de üstüne egzersiz yaparak bozuk bir metabolizmayı düzeltemezsiniz. Kök nedenlere inme becerisine sahip olmanız gerekir.

Yaklaşık 1,5 milyarın üstünde izlenmeye sahip 100 video arasında gerçek anlamda kök nedenlerden ve metabolizmanın nasıl iyileştirileceğinden bahseden ilk videoyu bulmak için asistanlarımın 120. videoya kadar inmesi gerekti.

Ekibim, izlenme hacmini karşılaştırdığında kök nedenleri ele almak isteyen her bir kişiye karşılık hızlı çözüm arayan 300 kişi farketti. Bu sonuçları analiz ederken ne düşündüm biliyor musunuz? Bu aslında o kadar da tuhaf değil çünkü tüm dünya olarak biz buyuz, çaresizlik içinde çözümsüz kaldığımızda bazen kendimiz için bazen sevdiklerimiz için hızlı çözümler istiyoruz, sağlık sorunlarının oluşması onlarca yıl sürse bile çözümlere dakikalar ayırmak istiyoruz.

Sağlık dolandırıcıları işte bu insan psikolojisine çok güveniyor…

Çünkü çare arayan insanlar, onlar için kolay lokma.

İnsanların dikkat süreleri o kadar kısaldı ki; her yaşta sosyal medya katılımı son dokuz yılda keskin bir şekilde arttı. Ülkelerde sosyal medyayı kullanan çocuk, genç ve yetişkinlerin oranı 2005’ten bu yana %8’den %72’ye yükseldi.  Her gün 100 milyon aktif Twitter kullanıcısı 65 milyondan fazla tweet atıyor ve YouTube’da iki milyar video izleniyor.

Bu yüzden dünyada sağlıklı yaşam – uzun yaşam ‘’sektörü’’ çok popüler ancak büyük bir kısmı bilimsellikten uzak, aldatmaca ve kandırmacadan ibaret.

Hatta bu açığı görüp, bunu hırs yapıp kısa yoldan çok büyük paralar kazanayım, televizyon kanallarına büyük rakamlar ödeyip ekrana çıkayım, güven inşa ederek ‘ünlü olayım’ mantığında hareket eden bazen de bunu sırf geçim derdi için yapan, dışarıdan bakıldığında son derece sağlıksız gözüken ancak sağlık üzerine konuşan iyi okullarda eğitim almış hekimler bile mevcut.

Hatta bir kısmı profesyonel ağ ve eğitimi, organizasyonel tanıtım, hasta bakımı, hasta eğitimi ve halk sağlığı programları konusunda yetkin bile değil. Bu yüzden boşlukları dolduruyorlar. Nasıl mı?

Tıpkı iyi niyetli insanların ikna kabiliyeti yüksek dolandırıcılara güvenip ‘’ponzi’’ tuzağına düşmesi gibi.

Temel Tıp Bilimleri eğitimini en yüksek puanla bitirdiğim okulumda ahlaki bilinç niteliğinde ONUR KODU adı verilen bir devrim mevcuttu. Bu yüzden benim gözümde isminin önündeki ünvan ne olursa olsun reklam ve pazarlama ağzıyla hareket eden herkes ve her şey ‘’ponzi’’ sisteminin bir parçasıdır.

O yüzden çok net iki gerçeğim vardır:

TIBBİ KANIT VE BÜTÜNSELLİK…

Sağlık asla şakaya gelmez ve kesinlikle riske atılamaz. Tüm vaatleri bir kenara bırakın. Bu nedenle siz de benim gibi sadece tıbbi kanıt ve bütünsellik arayın…

Sağlıklı, fit insanlara bakıp bende buna bir şans vereceğim derseniz ve sonra sonuç alamazsınız onlar gibi görünmezseniz ben de ne sorun var diye düşünürsünüz; belki yeterince çabalamadınız ya da belki temelden yanlış bir şeyler var ama mesele bu değil.

Mesele; size sağlık, uzun ve sağlıklı yaşam vaad edenlerin size neyi söylemedikleridir.

‘Sağlık’ ailede bir değer ise, önce anababa bunun gereğini yapar ve sonra çocuktan da sağlığa önem vermesini bekler.

‘Sağlık’ toplumda bir değer ise, önce hekim bunun gereğini yapar – sadece bilgisi ile değil, fiziği ve sağlığı ile kişisel bütünlük sağlar ve danışanlarını o kişisel bütünlük içinde motivasyon ederek, liderlik gerçekleştirir, danışanlarından ise sağlığa önem vermesini bekler.

Sağlıklı günler dilerim.

Saygı ve sevgilerimle…

Dr. Uğur Uğural