BESLENME TIBBI BÖLÜM-3

Değerli okurlarımız.

Bu haftaki köşe yazıma başlamadan önce bir duyuru yapmak istiyorum. Siz kıymetli yaşam dostlarımızdan muhteşem besin goji berry ile ilgili bu hafta çok fazla mail aldık. Goji; sayfalar dolusu müthiş sağlıksal etkileriyle okudukça heyecanınızın artacağı bir konu. Sizlerin isteği talebi herşeyden daha önemli. O yüzden haftaya köşe yazısı konumu değiştiriyor ve bu mucizevi besini işliyorum. 

Goji polen’den çok daha fazla vitamin ve mineral içeriyor. Bu besinin özellikle okul çağındaki çocukların ruhsal, zihinsel ve motivasyonel gelişimi için güçlü bir şeçenek olduğunu düşünüyorum.

Ruhsal ve bedensel açıdan sağlıklı yaşam; medikal anlamda üç ayaklı bir sac gibi. Tıbbi tetkik, konsültasyon ve uygulama. Kendimiz, ailemiz, çocuklarımız ve sevdiklerimiz için günübirlik değil kalıcı sonuçlar almak adına; bence bu terimlere önem göstermek gerekiyor. Konu açılmışken sizlerle bir anımı paylaşmak ve sizlere bir çift tanıtmak istiyorum.

İlkokul öğretmeni olan Bahar hanım ile bir organizasyonda tanıştım. Beslenme uzmanı ve profesyonel fitness eğitmeni olan eşi Mert bey ile birlikte psikofarmakoloji kongresine katılmışlardı. Karşımda pozitif enerji dolu, güleryüzlü ve çok mutlu bir çift vardı. Gala yemeğinde aynı masayı paylaşıyorduk. Hatta hiç unutmuyorum, Mert bey benim tabağımdaki her lokmanın metabolizmadaki biyolojik ve kimyasal işleyişinden, hormonal etkilerinden bahsetmeye başladı. Özellikle tatlı menüsünden bahsederken şöyle diyordu: 

”Hocam biliyor musunuz, biz ailece glisemik indeksi düşük meyveler haricinde yapay şeker tüketmiyoruz. Hatta düşük g.i. meyvelerin bile belirli tüketim zamanları var. Çünkü…”

Böylece tanıştık. Belliki Mert bey, bilinci ve farkındalığı yüksek mutlu bir ailede yetişmiş kendine özgüveni tam, paylaşımcı, girişken genç bir adamdı. Vakit ilerledikçe masadaki sohbet de koyulaşmıştı. Bende bu güzel çifte ve diğer misafirlere yediğimiz – içtiğimiz tüm besinlerin psikolojimizi nasıl etkilediğini anlatmaya, deneyimlerimi paylaşmaya başladım Birara ismim anons edildi. Kürsüye çıkıp kısa bir konuşma yaptım. Arka arkaya sorular gelince kürsüden inmek zor oldu. Masaya geri geldiğimde Bahar’ın tabağında ışıl ışıl parlayan bir profiterol gördüm. Bahar da benim gördüğümü görünce suç ortağını bulmuş gibi sevindi: 

”Hocam, profiterol almazmısınız? Çok tazeler bu lezzeti kaçırmayın bence.”

Alçak profiterol. Nefis gözüktüğü yetmezmiş gibi üstündeki parlak siyah çikolatası kremaya doğru usul usul akıyordu. Mert bey gayet seri şekilde aldığı eğitimin ve insanlık görevinin bilincinde atağa geçti:

‘’Aman hocam yapmayın. Ne bu saatte ne ömür boyu yenilecek şey değil. Gece boyu organlarınız çalışır rahat uyuyamazsınız. Sabah yorgun kalkarsınız Uğur hocam.’’ Bahar hanım utangaç ama içten bir gülümsemeyle bu  seferde dondurma kasesini uzatarak bana şöyle seslendi: 

‘’Hocam buyrun, dondurma ile iyi gider.’’ Cevap verdim. ‘’Pekala Bahar hanım. Gitsin o zaman bakalım. Battı balık yan gider.’’

Bu diyaloglar sonrası Bahar hanımla aramda gerçeklik-bütünlük kavramlarını içeren bir sohbet başladı. Bahar hanım beni eleştirerek, ismimin önündeki kimlik ve ünvan gereği o saatte o tatlıyı asla yememem gerektiğini söylemişti. Bu sohbetin devamını ilk kitabımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bazen nefsimiz bizlere oyun oynar. Aslında bu eğlenceli bir oyundur ve anlam verme sürecimizdeki tanımlama sisteminin boyutları ile ilgilidir. Bu boyutlar insan psikolojisi ve davranışlarıyla yakından ilgilidir. 

Ruhsal ve bedensel açıdan sağlıklı yaşamak için medikal anlamda üç ayaklı sac’ı ihmal etmeyin ancak yaptığınız hiçbir seçimden pişman olmayın. 

Pişman olmak; sizi siz farketmeden ”kaderim böyle ne yapayım, elimden birşey gelmez” noktasına taşıyabilir. Tevekkül edin. Çünkü zaten siz; elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz.”

Sağlık ve sevgiyle kalın.

Uğur Uğural