Aşkın sadece acı olduğu hissi genellikle yoğun kırılganlık, reddedilme veya kayıptan kaynaklanır ve kalp kırıklığı riskinin derin duygusal bağdan ayrılamaz olduğunu düşündürür. Bazı aşk deneyimleri acıyla tanımlanırken, bazı deneyimler ise iyileştirici bir güç veya büyüme fırsatı olarak görülür.
Ancak tüm bu etkenlere rağmen aşk biyokimyasal olarak şiddetli bir ağrıdır.
İnsan sevmeye başladığında ve özellikle aşık olduğunda beyinde bir madde ciddi oranda artış gösterir. İnsanın beynindeki en önemli ve en kritik acı maddesi, Nöro Growth Factor (NGF) adını verdiğimiz bir salgıdır.
Bu madde; herhangi bir durumda beyinde ağrı merkezleri nasıl harekete geçiyorsa (örneğin yaralanma v.b.) sevmek ve aşık olmak durumunda da benzer hatta zaman zaman çok daha şiddetli bir tablo ortaya meydana getirir.
Aşık olduğunuzda ve sevdiğinde hem beyninizde hem vücudunuzda gerçekleşen biyokimyasal değişkenler ve gen okumaları klinik anlamda asla kontrol edilemez bir süreçtir ve sevgi ve aşk beyin için hem ciddi hem şiddetli bir ağrı halidir.
Eğer frontal lob’da aşırı kilo, kontrolsüz kan şekeri yüksekliği, çoğu zaman hiç belirti vermeyen damar yapısının deformasyonu gibi DNA metilasyonları başlamışsa veya daha kötüsü enfeksiyon ve tümör varsa – ki çoğu son ana kadar belirti göstermez – durum daha kritik bir hal alır. Kişilik hemen bozulur. Özellikle frontal lob’da oligodendroglioma’lar görülür.
Beyinde 2 hücre vardır. Nöron (sinir hücresi) ve ona bakım yapan Glia’lar.
Beyinde en sık görülen tümörler glia tümörleridir.
Glia tümörleri görüldüğü zaman, frontal lob’da hasar oluşmaya başladığı zaman durum şizofreniye dönüşür ağır psikiyatrik tablolarda ön lob çalışmaz, çünkü beynin ön lobunda büyük bir hasar ve çalışmamazlık meydana gelmiştir.
Bu yüzden kişi sevdiği veya aşık olduğu insanları düşünmeden onlar için endişelenmeden duramaz, dopaminenerjik ve serotonin yolakların beslenmesi ile tarifsiz bir mutluluğun yanısıra bir yandan tam zıttı olarak kişide sürekli bir kaybetme korkusu, terkedilme, aldatılma, öfke, panik atak ve kaygı hali yaşanır. Ancak her insanın ağrı eşiği farklıdır. Bu yüzden sevgi ve aşk çoğu durumda hiç umulmadık kişilerde dahi obsesyon ve takıntı haline gelebilir hatta bu durum cinayet işlemeye kadar varabilir.
Psikiyatride, bağımlılık sosyal hayatı bozuyorsa zaten bir hastalık olarak nitelendirilir ancak son yıllarda ülkemizde ‘’sadece medyaya yansıyan kadarıyla izlediğimiz’’ katlanarak devam eden üzücü olaylara baktığımızda, aslında beynimizde ve genetik yapımızda oluşan bozulmaların nasıl tetiklendiğinin sadece buz dağının görünen yüzü olduğunu görmek gayet mümkün.
Sağlıklı günler dilerim.
Dr. Uğur Uğural